Antik Yunan coğrafyacısı Strabon, MÖ 1. yüzyılda Hierapolis’i gezerken gördüğü bir mağarayı anlatırken şu satırları düşer: kapıya bıraktığı serçeler, içeri adım atar atmaz düşüp ölür. Bugün Pamukkale Cehennem Kapısı olarak bilinen bu yapı, iki bin yıl boyunca bir efsane olarak kaldıktan sonra, ancak modern bilimin karbondioksit ölçümleriyle sırrını çözebildi.
Antik Kaynaklarda Cehennem Kapısı Nasıl Anlatılıyor?
Hierapolis antik kentinin kalıntıları arasında yer alan bu yapı, antik dönemde “Ploutonion” adıyla anılıyordu; yani yeraltı dünyasının tanrısı Pluton’a (Hades) adanmış bir kutsal alan. Strabon’un yanı sıra Romalı tarihçi Cassius Dio ve geç dönem filozof Damaskios da bu mekândan söz etmiş; hepsi de yapının önünden geçen canlıların açıklanamaz biçimde can verdiğini yazmıştır. Kaynaklara göre tapınak rahipleri, ziyaretçilere para karşılığı kuş ve küçük hayvan satıyor, bu hayvanların kapının önünde ölüşünü izletiyordu. Hierapolis Arkeoloji Müzesi‘nde bugün sergilenen eserlerin bir kısmı da bu kutsal alana ait kalıntılardan geliyor.
Ölümcül Sisin Bilimsel Açıklaması: Karbondioksit Gazı
Yapının altında, bölgeyi de travertenleriyle besleyen fay hattından kaynayan sıcak su bulunuyor. Bu su, yer altından yükselirken yoğun miktarda karbondioksit gazı salıyor. Havadan ağır olan bu gaz, dar ve çukur mağara zemininde birikiyor; insan boyunun altındaki bir katmanda görünmez, kokusuz ama öldürücü bir tabaka oluşturuyor. Küçük hayvanlar bu tabakaya girdiği anda boğularak ölüyor; bu da antik çağda “tanrının nefesi” ya da yeraltına açılan bir geçit olarak yorumlanmasına yol açmış. Modern ölçümler, mağara içindeki gaz yoğunluğunun bugün de belirli noktalarda hayati tehlike oluşturacak seviyede kalabildiğini gösteriyor.
Kybele Rahipleri Zehirli Mağarada Nasıl Hayatta Kalıyordu?
Antik kaynaklara göre, tanrıça Kybele’ye adanmış hadım rahipler olan Galli, mağaraya inip gazın en yoğun olduğu noktalara kadar yaklaşabiliyor, sonra sapasağlam geri çıkabiliyordu. Bu durum halk arasında ilahi bir bağışıklığa sahip oldukları inancını güçlendiriyordu. Bilim insanlarının bugünkü açıklaması ise daha sade: karbondioksit gazı yerden belirli bir yüksekliğe kadar birikiyor, bu yüzden rahipler nefeslerini tutarak ya da başlarını gazın üstünde tutacak şekilde eğilerek kısa süreliğine mağaraya girip çıkabiliyordu. Yani “mucize” göründüğü kadar doğaüstü değil, gazın fiziksel davranışına dair bir bilgiydi.
1.500 Yıl Sonra Yeniden Gün Yüzüne Çıkışı
Ploutonion, Hristiyanlığın bölgede yaygınlaşmasıyla birlikte kutsallığını yitirdi ve 6. yüzyıla gelindiğinde büyük ölçüde yıkılmış, üzeri toprakla örtülmüş durumdaydı. Yapı ilk kez 1965 yılında İtalyan arkeologlar tarafından tespit edildi. Ancak alanın bugünkü haliyle ortaya çıkarılması, Salento Üniversitesi’nden Prof. Francesco D’Andria başkanlığındaki ekibin 2013 yılında yürüttüğü kazılarla mümkün oldu. Ekip, Hades ve Kerberos’u (üç başlı yeraltı köpeği) betimleyen mermer heykel kalıntılarını da bularak yapının kimliğini doğruladı. Kazı sürecinde ekip üyeleri, mağaradan hâlâ yükselen karbondioksit gazından korunmak için gaz maskesi takmak zorunda kaldı.
Pamukkale Cehennem Kapısı Bugün Ziyarete Açık mı?
Restorasyon çalışmalarının ardından alan ziyarete açıldı; ancak güvenlik gerekçesiyle gezginler yalnızca çevredeki gözlem platformlarından yapıyı görebiliyor, gazın halen biriktiği asıl kapı bölümüne girilmiyor. Hierapolis-Pamukkale, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor ve Cehennem Kapısı, bu geniş ören yerinin ziyaretçiler için en çok merak edilen duraklarından biri haline geldi. Bölgeyi gezmeyi planlayanlar için alan, Kleopatra Antik Havuzu‘na ve travertenlere yürüme mesafesinde bulunuyor.
Kaynak ve ayrıntılı bilgi için: Anadolu Ajansı.
